30/1/2009 ·
TÜRK OĞLU TÜRK KIZI TÜRKLÜĞÜNÜ KORU
Gerçekte milliyetçilik bir soy sop meselesidir. Ancak bugün, Türk düşmanları ve içimizdeki hainler bize Türklüğümüzü unutturmaya çalışmaktadırlar.
Dışarıdaki Türk düşmanlarına ve içerideki Türk Katili hainlere göre:
-Biz Türk değil, Türkiyeliyiz.
-Türk lafını kullanmak faşizmdir.
-Bu ülke Türkler kadar Kürtlerin de malıdır. (Yani isterlerse ayrılabilirler)
-Türkiye Cumhuriyeti bir Türk devleti olmadığı gibi Türklerin de devleti değildir. Türkler devleti ayrılıkçılarla pylaşmak zorundadır
-Milliyetçilik “Vatanı” sevmekle olur. İnsan faktörü önemsizdir. Her isteyen Türk olabilir. Zaten Türk diye bir millet de yoktur. Uydurma bir millettir. Ataları ise Asyalı barbarlardır.
-Bugün Türk denilen millet aslında kırma/melez (soysuz) bir topluluktur. Bu sebeple Türk milliyetçiliği yapmak saçmadır.
Milliyetçiliğin anlam ve içeriğini çarpıtmak, Türk milliyetçiliğini ortadan kaldırmanın ilk adımıdır.
Eğer milliyetçilik vatanseverliğe indirgenirse, o zaman PKK'nın Kürt Hakları mücadelesi ister istemez haklılaşacaktır.
Daha şimdiden bize, Türkiye Cumhuriyetinin sahibinin Türkler değil, bu ülkede herkes olduğu (dolayısıyla mesela Kürtler'in haklarına saygı göstermemiz gerektiği) söylenmektedir.
Vatan temelli bir milliyetçilikte, önce Türk dili ve Türk kültürü sonra ise Türk unsuru önemsizleştirilecek ve “Ben Osmanlıyım”ın yeni versiyonu olan “Ben Türkiyeliyim” düşüncesi Türk milletine kabul ettirilecektir; ki bu planın ilk aşamasıdır.
Zira Osmanlılık gibi Türkiyelilik de yapay bir kavramdır ve yıkılmaya mahkumdur. Çünkü vatan sevgisi temelli milliyetçilik anlayışı, belirli bir kurucu unsur ve millete dayanmaz. Osmanlılık, Sovyetlik ve Türkiyelilik. Hepsi milleti dışlayan, din veya vatan birliğini ortaya koyan görüşlerdir. Osmanlı ve Sovyetler'in kaderi hepimizin malumudur. Türkiyelilik kavramının benimsetilip Türk unsurunun dışlanması da, son Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin sonu olacaktır.
30/1/2009 ·
Gerçek Türk Milliyetçiliği ve Dayandığı Esaslar
Millet, aynı ırk ve soydan gelen, aynı dili konuşan ve aralarında kültür ve tarih birliği olan insanların meydana getirdiği siyasi bir topluluktur.
Milliyetçiliğin temeli, mensup olunan millete duyulan büyük sevgidir. Siyasi bir görüş haline gelmiş Milliyetçiliğin temelinde Millete duyulan bu büyük sevgi vardır.
Birine anne, baba veya kardeş diyebilmek için kan bağı gereklidir. Annemizin ve babamızın özellikleri bize kalıtım yoluyla (genler) geçer ve bize fiziksel ve zihinsel özelliklerimizi verir.
Bu kan bağı kutsaldır ve bizi bir aile kılar; toplumun geri kalanından ayırır.
Milletleri ve Irkları bir arada tutan ve diğerlerinden farklı kılan da bu kan bağıdır.
Nasıl ki bizim kanımızı taşımayan anne veya kardeş üveydir.. er geç arıza çıkarır (çoğunlukla), üvey vatandaş da öyledir.
Bizim tarihimizin ve kültürümüzün parçası olmayanları Türk kabul etmek ise mümkün değildir.
Ayrıca dedesi Kurtuluş Savaşında veya babası Doğu'da ölmüş bir Türk ile sonradan olma "çakma" bir Türk'ün eşit olduğunu iddia etmek, dedesi, babası şehit olmuş insana saygısızlıktır.
***
Milletini seven insanlar, öncelikle milletlerinin varlığını devam ettirmesini isterler. Bu yüzden farklı ırklarla (örneğin zencilerle, Araplarla veya Asyalılarla) evliliklere sıcak bakmazlar. Zira bir Türk'ün, Türk olarak kalabilmesi için, Türk'ü Türk yapan fiziksel özelliklerin korunması lazımdır. Zira bir Türk, bir Arap, zenci veya Çinli ile evlendiğinde, doğacak çocuk, açık tenli ve kumral bir Türk çocuğu değil, karakuru veya çekik gözlü bir melez olacaktır.
Fiziksel olarak bir Türk'e benzemeyen birinin kendisini bu ülkenin tarihi ile ve ülkenin diğer fertleriyle özdeşleştiremeyeceği bellidir. İnsanlar kendilerine benzeyen insanlarla bir arada yaşar ve kendilerine benzeyen insanlara yakınlık duyarlar. Zenci özellikleri gösteren biri, kendisini ister istemez Afrika insanına daha yakın bulacaktır. Bu ise o insanın Türkiye'ye ve Türk insanına olan sadakat ve bağlılığının önünde bir engeldir.
Ancak aynı fiziksel özelliklere sahip olmak da bir ulus meydana getirmek için tek başına yeterli gelmez. Dil de aynı olmalıdır; ki ortak bir kültür ortaya çıkabilsin.
Bütün bu koşullar bir araya geldikten sonra dır ki, bir ulus ortaya çıkar. Daha sonra ise bu ulusun tarihi şekillenir.
Milliyetçilik, öncelikle mensup olunan milletin varlığını korumayı hedefler. Bir örnek vermek gerekirse, Türk milletinin gelecekte de varolabilmesi, öncelikle Türk kanının ve Türk soyunun varlığına bağlıdır.
Milliyetçiliğin ilk şartı, milletin varlığını korumaksa, ikinci şartı da milletin refah seviyesini yükseltmektir. Milliyetçiler, milletin sadece bir kesiminin değil, tamamının çıkarlarını düşüp ona göre hareket etmelidirler.
Bazıları milliyetçiliği veya onun bir türevi olan faşizmi, “büyük sermayenin kapı bekçiliği” olarak nitelese de bu niteleme gerçekte iftiradan ibarettir.
Bir insanın gerçek milliyetçi olabilmesi için, Halkçı-Toplumcu veya başka bir deyişle solcu olması şarttır. Yani sosyal devlet yanlısı ve devletçi olmalıdır. Zira bir milliyetçinin bireyci, liberal veya kapitalist olması mümkün değildir. Liberal ekonomi politikalarını savunanlar ancak sahte milliyetçilerdir; ki onlara da milliyetçi denemez.
Bugün ise milliyetçilik, temeli olan “Millet”ten kopartılmış ve sadece toprağa dayalı, liberal ekonomik politikaları onaylayan bir duruma gelmiştir.
Milliyetçiliğin asli unsuru olan milletin ve millet sevgisinin yerini vatan ve vatan sevgisi almıştır.
Oysa vatan, milliyetçilikte, ikinci unsurdur. Zira bir yerin vatan olabilmesi için önce Millet tarafından yurt edinilmesi şarttır. Yani Vatan'ın varlığı Millet'in varlığına bağlıdır. Eğer bir toprağı yurt edinen millet, mesela Türk milleti, başka ırklar ile karışarak veya başka ırkların istilası sonucu ortadan kalkarsa, bugün Türk vatanı olan topraklarda otomatikman bu yeni Irkın vatanı haline gelir.
Bu duruma en iyi örnek Hindistan'dır. Daha önce Hint-Avrupa ve Türk kökenli kavimler tarafından ele geçirilen Hindistan'da bugün gerek Hint-Avrupalı gerekse Türk olmayan bambaşka bir halk ve devlet vardır. Bunun sebebi, Hindistan'a giden Türkler'in ve diğerlerinin kanlarının saflığını koruyamaması ve Hindistan'ın yerli halkı ile karışmasıdır.
Bunun sonucunda Hindistan'daki Türk varlığı sona ermiş ve savaşta galip gelmiş Atalarımız, istila ettikleri halkın içinde eriyip yok olmuşlardır.
Bu sebeple, Türk milletine kan bağı ve Türk soylu olmanın önemini tekrar anlatmak ve sahte milliyetçilik anlayışlarına karşı bilinçlendirmek her Türk milliyetçisinin görevidir.
30/1/2009 ·
Türk soyundan gelen ve Türk Irkının fiziksel özelliklerini taşıyan kişiye Türk denir. Anadolu'dan Balkanlar'a kadar bütün Türkler bir ağacın dallarıdır ve bölünmez bir bütündür. Ancak Türk olabilmek için ille de Türk kanı taşımak gerekmez. Türk milletiyle tarih ve kültür ortaklığına sahip ve Türkler ile aynı ırktan olanlar Türk sayılırlar. Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki İskan politikalarında bu hususlar gözönünde tutulmuş ve Lazlar, Çerkezler, Arnavutlar, Abazalar, Pomaklar ve Boşnaklar'da Türk Kültür dairesi içerisinde kabul edilmişlerdir. Tarih, kültür, din ve kader birliği içerisinde bulunduğumuz ve evlilikler yoluyla da kaynaştığımız bu kardeşlerimiz de Türk Milletinin birer parçasıdırlar.
Zaten Osmanlı'ya çok sayıda devlet adamı vermiş, Türkiye Cumhuriyetini birlikte kurduğumuz ve devlete karşı herhangi bir isyanı olmamış, üstelik de Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğü için canını vermiş bu insanları dışlamak düşünülemez.
Ancak Türk milletinin, dilinin, kültürünün ve tarihinin bir parçası olmayan insanların Türk kabul edilmesi de kabul edilebilir bir durum değildir . Fiziksel özellikleri ile Türk'e benzemeyen birinin Türk sayılması söz konusu olamaz. Yani çok esmer, zenci veya çekik gözlü, Çinli benzeri özellikler gösteren kişiler Türk olamazlar.
30/1/2009 ·
Türkiye, bugün 1914'teki koşullarla yüz yüzedir. Başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya gibi Batılı güçler ve onların eski işbirlikçisi olan Suudi Araplar Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde, Türkiye'yi parçalamak ve sömürgeleştirmek üzere anlaşmıştır.
ABD ve Batı, bu amaca ulaşmak için ise Demokrasiyi kullanmakta, Türkiye'nin parçalanması ve sömürgeleştirilmesini sağlayacak her adım, her yasa “Demokrasinin Gereği” olarak sunularak halk kandırılmakta; gerçekte ise Türkiye Cumhuriyeti hızla tasfiye edilmektedir.
Batı'nın eski işbirlikçisi olan Araplar ise İslamı kullanarak Türklüğe ve milliyetçiliğe saldırmakta ve Türklük bilincini yok ederek Arap yanlısı, çeşitli etnik unsurlara parçalanmış kukla bir Anadolu İslam Devletinin yanı sıra Kürt Bağımsızlığının yolunu açmaya çalışmaktadırlar.
Türk Katillerinin içerideki işbirlikçilerini ise üç başlık altında toplamak mümkündür.
1- Liberaler
2- İslamcılar
3- Kürtçüler
Bu kesimler, Ulusal Medya ve Demokratik Kitle Örgütleri aracılığı ile toplumu dönüştürmeye ve Türklük bilincini yok etmeye ve Türk Devletini, hem Demokrasiyi hem de İslamı kullanarak Türklerin elinden almaya çalışmaktadırlar.
Türkiye Cumhuriyeti'nin, Tek Millet ve Tek Devlet esasına dayalı üniter yapısı hızla çözülmekte, Türkiye'de Türklüğe düşman milliyetçiliklere saygı çağrıları yapılmakta ve Türk toprakları üzerinde kurulacak bir Kürt devletinin temelleri atılmaktadır.
Etnik kimlikler kaşınmakta, dinsel aşırılıklar teşvik edilmekte, Türk Kültürü ve Türk İslam Anlayışı ortadan kaldırılarak yerine kısmen Kapitalist, kısmen Arap Vahabi görüşüne dayalı, işbirlikçi ve hoşgörüsüz bir İslam Anlayışı getirilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye'nin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yabancılara satılmakta ve Türk ekonomisi gün geçtikçe yabancıların kontrolü altına girmektedir.
Türk halkını sömürge işçisine dönüştürme planının bir parçası olarak, çalışanların ücretleri sabitlenmiş, çalışma saatleri arttırılmıştır ve sosyal hakları kısıtlanmıştır.
Türk milleti “yabancı sermayenin ucuz işgücü” ve kölesi olmaya zorlanmakta, zenginler daha fazla zengineşirken, fakirler daha da fakirleşmektedir.
Türkiye yabancı mal, sermaye ve işçilerin sınırsızca cirit attığı bir pazar haline gelmiş; Türk bankacılık ve finans sektörü büyük ölçüde yabancıların eline geçmiştir.
Bu gidiş devam ettiği takdirde, tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin de dağılması kaçınılmazdır.
İçinden geçmekte olduğumuz süreç, son derece kritiktir. Türk milleti, bir ölüm kalım mücadelesi vermektedir.
Türk milliyetçilerinin ilk yapması gereken, örgütlenmektir.
Türk'ün düşmanları örgütlüdür. Milliyetçiler de sokak sokak, mahalle mahalle örgütlenmek zorundadır.
EY TÜRK MİLLETİ!
UYANIN! UYANDIRIN!
***
Hiçbir ülke yoktur ki, demokrasiyle veya başkalarının merhametiyle bağımsız olsun.
***
Devletler, demokrasi üzerinde değil, süngüler üzerinde yükselirler ve demokrasiyle değil, süngülerle ayakta kalırlar.